Kore Kültür Merkezi Macerası!

안녕 !

Kore Kültür Merkezi’ni hiç duyan var mı aranızda? Hani şu Ankara’da konumlandırılmış olan, bazı çok güzel aşkların başlangıcına sebebiyet vermiş olan merkezden bahsediyorum! :))

İster duymuş olun ister duymamış olun, bugün sizlere Kore Kültür Merkezi’ni tanıtıp anlatacağım ve çektiğim resimlerle oraya gitmiş kadar da olacaksınız diye umuyorum! 🙂

Kore Kültür Merkezi, Kore ve Türkiye arasında yıllardır süregelen dostluğu, kardeşliği daha da güçlendirmek ve kültür alışverişini de artırmak amacıyla Ankara’da kurulmuş olan ancak elbette ki Kore Hükümeti’ne bağlı olan bir merkezdir. Girişi bile insana kendini çok iyi hissettiriyor çünkü çok ferah, temiz ve hatta elit bir yer diyebiliriz.

Bünyesinde Kore’yi anlatan, tanıtan çeşitli sergi salonları, birçok Korece ve İngilizce kitabın bulunduğu kütüphane, değişik kursların verildiği çalışma salonları, ders çalışma odası, K-Pop odası, bir şeyler yiyip içebileceğiniz kafetarya ve daha birçok salon bulundurmakta.

Burası kültür merkezinin girişi. Sol tarafta hemen bilgilerinizin alındığı ve görevlilerin bulunduğu bir bölüm var. Buradan eğer isterseniz kimlik kartı da çıkartabiliyorsunuz. Bu kimlik kartı ile kütüphaneden ödünç kitap alabiliyorsunuz. Ankara’da oturanlar için çok güzel bir fırsat bence. 🙂

Burada Kore’yle ilgili birçok bilgi içerikli seminer verilmekte arkadaşlar. Kütüphanede faydalanabileceğiniz çok güzel kitaplar var gerçekten.. Ayrıca Kore’nin geleneksel dövüş sporlarından birisi olan Taekwondo’yu burada açılan kurslar vasıtasıyla öğrenebilirsiniz. Kore yemeklerini öğreten kurslar, Hanbok (Kore’nin geleneksel kıyafeti) dikim kursları, Kore’nin geleneksel çalgılarını kullanmayı öğrenebileceğiniz kurslar.. Daha nicesi. Değerlendirmeyi bilene, muhteşem fırsatlar var kısacası. Kore’yi ayağımıza getirmiş adamlar, daha ne yapsınlar? 😀 Ankara’da oturuyor olsam, içinden çıkmayacağım bir mekandı! Zamanınız kısıtlı ise veya uzaksanız oraya, en azından haftada bir bile olsa gidilmesi gereken bir yer düşünceme göre. 🙂

Burası da girişten sonra az ilerlediğinizde karşınıza çıkan “karşılama salonu”. 🙂

Daha da ileriye gittiğinizde kafeterya çıkıyor karşınıza arkadaşlar. Kafeterya da oldukça ferah ve nezih dekore edilmişti. İster içeride, isterseniz de bahçede oturup bir şeyler içebileceğiniz, soluklanabileceğiniz bir mekân.

Evvet, alt kat bu şekilde. Alt katı bitirdiğimize göre, o zaman hadi gelin, üst katlara çıkalım.! 😉

Bu görüyor olduğunuz birbirinden güzel seramik işçilikler, “Seladon” (청자) adı verilen Kore seramiği olarak geçmekte. Aslında kökeni Çin’e dayanmakta ancak zamanında Çin’de eğitim almış olan bazı Koreli’lerin, daha sonradan Kore’ye gelip bu tekniği seramik üzerinde kullanması ile oluşturulmuş güzellikler.. Hem günlük hayatta kullanmışlar zamanında, hem de Goryeo Kraliyet Sarayı’nda süs amaçlı kullanılmış. Gerçekten çok zarif durmaktalar arkadaşlar. Gidin görün derim. Hatta o kadar beğenilmiş ki, Çin’de bile saygınlık kazanmış yani o derece. 🙂

Hatta buyrun, daha ayrıntılı bilgi alabileceğiniz tanıtım yazısını da ekleyeyim;

Üzerinde birbirinden güzel sembollerin bulunduğu bu seladonların her bir sembolünün de ayrı ayrı anlamları var elbette. Bakalım bunlar nelermiş;

Tabii söz konusu Uzak Doğu olur da sembolsüz ve anlamsız olur mu hiç..? 🙂

Tüm bunlar üst katlara çıkarken sıkılmayalım, iki bakalım da kültürlenelim diye aralara serpiştirilmiş birbirinden güzel ayrıntılar. 🙂

Bu ne anlama gelmekte hiç bilmiyorum ancak çok hoşuma gittiği için çekeyim dedim. 😀 Bilen varsa yazsın lütfen. 😀

Derken üst kata çıkıyoruz ve bir de ne görelim? En sevdiğim yer! Sizce neresi olabilir?

Tabii ki kütüphane! ❤ 😀

Kütüphanenin girişi bu şekilde. İçerisi yine kültür merkezinin geneline yayılmış olduğu şekilde oldukça ferah..

Şu güzelliklere bakar mısınız..? ❤

Hepsi öz Korece yazılmış şeylerdir arkadaşlar, garanti ederim! 😀 😀

Şu düzene bakın, düzene. 😀 Şaka yapıyorum tabii, elbette bizim kütüphanelerimiz de düzenli. Adı üstünde “kütüphane”.

“Hep Korece kitaplar mı var, biz nasıl okuyacağız o zaman?” dediğinizi duyar gibiyim. Cevabım ise, hayır, hep Korece kitaplar yok, İngilizce kitaplar da var ancak Türkçe kitap göremedim, belki de ben bulamamışımdır, bir daha bakmakta fayda var ancak geneli Korece ve İngilizce kitaplar oluşturmaktaydı. İngilizce’niz varsa sorun yok ancak yoksa geçmiş olsun… Eee, bir dil bir insan demişler. :))

İşte İngilizce kitaplardan birisi. Kore tarihindeki hanedanlıklardan biri olan Goryeo/Koryeo Hanedanlığı’nı anlatan bir kitap. Şu anki Kore’nin de isminin buradan geldiği bilgisine ulaştım.

Gördüğünüz üzere, içerisinde Kore tarihine dair birbirinden farklı anlatımlar, yazılar bulunan birçok Kore kitabı mevcut..

Veeeee tabii ki BONUS! Bonus ne mi? Tahmin etmesi çok da zor değil aslında! Benim gibi birisi, Kore’yle ilgili bir mekâna giderse ilk hangi insanla ilgili bilgi alır..? 😀

Tabii ki Sejong! Sejong’suz olmaz, boşluklar dolmaz..! 😀

Bizim isim babamız.. 😉

Gelmişken Sejong’a da saygılarımı belirtir nitelikte kendimce gerçekleştirdiğim ritüelden sonra diğer kısımlara da göz atmak üzere kütüphaneden ayrıldım.

Yine üst katlara çıkarken duvarlara asılmış olan değişik kültür mirası örneklerine rastladık. İşte o güzellikler;

Bunlar da neymiş derseniz, sanıyorum ki Kore’de bir zamanlar kullanılan oklardan örnekler.. Ancak yine de altında konumlandırılmış olan minik yazıyı da sizlerle paylaşayım;

Peki bununla bitiyor mu? Elbette hayır.. İşte devamı;

Ve bunun için de demişler kiiii;

Ardından bir üst kata çıkarken, kat planı gözüme çarpınca çekmek istedim. Zira birçoğunuzun dikkatini çekeceğini düşünmekteyim. 🙂

Bu plan, kültür merkezinin 3. kat planıdır millet. Tüm kültür merkezini içermez.

Yukarıda da bahsettiğim gibi birçok değişik kursun yanında Teakwondo öğrenebileceğiniz de bir yer burası! Aaah Ankara ah..

Bu fotoğraf çok hoşuma gitmişti, oldukça estetik..

Evet arkadaşlar, benim sizlere göstereceklerim bu seferlik de bu kadar.. 🙂 Ankara dışında oturanlar için umarım güzel bir bilgilendirici yazı olmuştur. Ankara’da oturanlar için ise güzel bir tanıtım yazısı.. Ankara’da oturuyorsanız çok şanslısınız demektir! Kesinlikle gidip görün derim. Yalnızca bir şeyleri istemekle gerçekten hiçbir şey elde edemiyoruz arkadaşlar.. Çaba, emek, o şey uğrunda gösterdiğimiz azim.. Tüm bunlar istediğimiz şeye ulaşmak için çok önemli adımlar. “İstemek, başarmanın yarısıdır” demişler ya hani, diğer yarısı ne peki? Yapmak elbette. Yani istediğimiz şey için mücadele etmek! Korece öğrenmek mi istiyoruz, o halde bunun için gereken neyse onu yapmak için harekete geçmeli. Kurslar araştırmalı, çevremizde Kore ile ilgili faydalanabileceğimiz her şeyin listesi çıkarılmalı, Kore’yi tanıtıcı birçok video ve kitap gibi materyalleri arayıp bulma, kitap fuarlarına giderek Korece ile ilgili kitaplar alma.. Bu örnekler çoğaltılabilir. Güney Kore’ye mi gitmek istiyoruz? O halde gitmek için ne yapılmalı diye sıkı bir araştırmaya girmeli, orada rahatça isteklerimizi gerçekleştirebilmek üzere para biriktirmeli, gittiğimizde zorlanmamak için daha önceden deneyim sahibi olmuş kişilerden bilgiler almalı…

Dediğim gibi örnekler çoğaltılabilir. Ancak burada esas nokta, önemli olanın istediğimiz şeyi gerçek hale getirebilmek için onun uğrunda ne kadar çabaladığımız..! Bir şeyi çaba göstererek, emek vererek kazanmanın ve “başardım” demenin güzelliği… Sadece yaşayın ve görün derim 🙂

Bunlar naçizane önerimdir.. Bu noktada da, böyle bir fırsat elimizin altında iken değerlendirmemek büyük kayıp olur diye düşünüyorum. “Amaaaan taaa oraya mı gideceğim!” demeyin, GİDİN..! Genciz, güçlüyüz, bir şeylerin hak ederek (!) sahibi olalım ve enerjimizi faydalı şeyler için harcayalım. 🙂 Üstelik unutmamalıyız ki, hayatın bize ne zaman, nasıl fırsatlar çıkaracağını da asla bilemeyiz.. 😉

Kore Kültür Merkezi’ne gitmek isteyenler için bilgileri de aşağıya şöyle bırakayım;

Adres : Paris Cad. No:74 Kavaklıdere, Çankaya, Ankara

Tel No. : +90 (312) 468 30 50

E-mail : korekulturmerkezi@korea.kr , korekulturinfo@gmail.com

Peki nasıl gidebilirsiniz? Ankara içerisinde 113, 188, 408, 413 numaralı otobüslere binerek ulaşımı sağlayabilirsiniz. Eğer Kuğulu Park’ı biliyorsanız, Kuğulu Park’ta inip Şili meydanına doğru çıkınca da sağda yer almaktadır.

Bu arada Kuğulu Park demişken, oraya kadar gitmişken kesinlikle az aşağıda bulunan Kuğulu Park’ı da görmeden gitmeyin derim..! Çok tatlı, çok hoş bir yer.. Bakınız; :))

Kaynak: Ben, kendim veeeee http://tr.korean-culture.org/tr/welcome

Keyifli gezmeler!

Fabrıcated Cıty – 조작된 도시

fabricated city ile ilgili görsel sonucu

Yönetmen : Park Kwang-Hyun

Senarist : Park Kwang-Hyun , Oh Sang-Ho

Yapım Yılı : 2017

Tür : Aksiyon, Suç

BAŞ ROLLER :

Ji Chang-Wook
Shim Eun-Kyung


Kim Sang-Ho
Oh Jung-Se ile ilgili görsel sonucu
Oh Jung-Se

fabricated city ile ilgili görsel sonucu

KONUSU :

Gerçek hayatta bir işsiz fakat bilgisayar oyunu dünyasında ise korkusuz bir lider olan Kwon-yoo’nun (Ji Chang-wook) bir cinayetle suçlanması ve ardından başına gelenleri konu almaktadır. Bir hacker olan Yeo-wool’un (Shim Eun-kyung) de yardımıyla bu cinayetin ardındaki gerçekleri açığa çıkarmaya çalışacaktır.

fabricated city gif ile ilgili görsel sonucu
fabricated city ile ilgili görsel sonucu

Evet, bu filmimizde Healer dizisinden tanıdığımız tatlı mı tatlı gencecik Ji Chang-wook’u görüyoruz. 😀 Kendi dünyasında takılan ve bilgisayar oynamaktan başka hiçbir şey yapmayan Kwon-yoo, en azından çabalarının karşılığını almış ve oyun dünyasında bir hayli önemli arkadaşlar edinerek, korkusuz bir takım lideri olmayı başarmıştır. Ancak tabii gerçek hayat öyle oyunlardaki gibi olmadığı için, bir gün başına gelen çok talihsiz bir olay neticesinde, bir lise öğrencisine tecavüz ve ardından da cinayet suçlamalarına maruz kalarak ciddi bir darbe yemiştir hayattan. Filmimiz bu şekilde başlamakta.

Tabii aslında annesi ona sürekli “Oyun oynama, kalk hayatın içine karış artık” gibi söylemlerle uyarsa da Kwon-yoo annesini dinlemez ve oyun alemindense asla çekilmez. Sanıyorum bu biraz da gerçek hayattan kaçma yöntemi. Fakat sonradan bu yaptığına çok ama çok pişman olsa da iş işten geçmiştir artık.. Eee, anne sözü dinlemek önemli.

fabricated city  ile ilgili görsel sonucu
fabricated city ile ilgili görsel sonucu

Zavallı çocuğumuzun başına gelmeyen kalmadı desem yeridir. Hapishanede geçirdiği zamanlar gerçekten içler acısıydı. Suçlama o kadar ani yapıldı ki polislerin evi basması, mahkeme ve hapse atılma süreci adeta ışık hızıyla gerçekleşti. Çocuk ne olduğunu anlamadan kendisini hapishanede buldu! O da bir şey mi? Tabii bir tecavüz suçlusu olmasından ötürü diğer mahkumlar yapmadığını bırakmadılar haliyle.

fabricated city and his friends ile ilgili görsel sonucu

Bu psikopat amcanın da Kwon-yoo’ya yapmadığı şey kalmıyor. Ne çektin be Kwon-yoo…

조작된 도시 ile ilgili görsel sonucu

Çocuğumuzun öğrenmediği şekil şukul, yapmadığı manyaklık kalmıyor artık, o kadar beziyor.

Fakat hapisteyken aldığı çok ama çok kötü ve üzücü bir haberle (ne olduğunu söyleyemem, spoiler olmasın 🙂 ), artık tüm bunlara daha fazla dayanamayan Kwon-yoo, kendince bir plan yaparak hapisten kaçar. Bu durum bardağı taşıran son damla olmuştur artık onun için. Ama bazen patlama noktasına gelmek de iyidir zira ancak o zaman aslında yapmak istediklerimizi dışarıya vurabiliyoruz.

Ä°lgili resim
Bir adet hapis kaçkını Kwon-yoo.

Kaçmasına kaçmıştır ama eeee, ne yapacak şimdi bu çocuk? Kolay mı öyle tecavüz ve cinayetle suçlanmış bir hapis kaçkını olmak? Derken imdadına kimler yetişiyor dersiniz?

Tabii ki Telbo Abeeyyy!

Telbo Abi kim mi? Evet, onu bilmiyorsunuz henüz tabii, açıklamadım çünkü. Telbo Abi denilen kişi, Kwon-yoo’nun bilgisayar oyunundan tanıdığı, kendi takımındaki arkadaşlarından bir tanesi. Bizim Kwon-yoo onu tanımıyor ancak o maşallah çocuğun her şeyini araştırmış, bu yüzden de aslında Kwon-yoo’nun suçsuz olduğunu, yavrumuza iftira atıldığını filan hep öğrenmiş. Neden mi? Kendisi bir hacker’dır efem, ondan.

fabricated city ile ilgili görsel sonucu

Ta taaaaa! İşte Telbo Abi’miz. Bu ne biçim Abi dediğinizi duyar gibiyim sanki. Bu bacımız kendisini sanal alemde abi diye yani erkek karakteriyle tanıtmış ancak aslında bir Yoca’dır (여자 ) kendisi. Yani kız. (Yeri gelmişken birkaç kelime de sıkıştırayım, belki aklınızda kalır 🙂 )

Telbo’cuğumuz Kwon-yoo ile iletişime geçerek -telefonla- onunla buluşur, elindeki kanıtları gösterir ve ona yardım edeceğinin işaretlerini verir. İşaret veriyor evet. Neden? Çünkü bu kızımız zaten anlamış olmanız gerektiği üzere çok da normal değil, sosyal kişilik bozukluğu denilen değişik bir psikolojik rahatsızlığa sahip, insanlarla çok fazla irtibat kuramıyor.

Ä°lgili resim
Çocuğumuzun ahı gitmiş vahı bile kalmamış…
fabricated city  ile ilgili görsel sonucu

Böyle küçümen filan olduğuna bakmayın Telbo Abi’nin, elinden her iş geliyor maşallah. Görüldüğü üzere..

Ä°lgili resim

Tabii ne olursa olsun yine de fiilen yardım etmek zorunda kalarak nihayet kızımızı da yaşadığı o ‘ininden’ dışarıya çıkarmayı başarıyorlar grupça.

Grup dedim evet. Çünkü Telbo Abi ön ayak olarak, oyundaki diğer arkadaşlarla da konuşarak onları da işin içine dahil ediyor.

fabricated city and his friends ile ilgili görsel sonucu
Tabii onlara eklenen birkaç kişi daha var.

Derken hep birlikte Kwan-yoo’nun suçsuzluğunu ispatlamak için var güçleriyle çalışıyorlar. Allah herkese bunlar gibi arkadaşlar nasip etse derdimiz tasamız kalmayabilir yani o derece. Üstelik bunlar bir de sanaldan tanışık olan kişiler. 😀

Elbette her aksiyon-suç filminde olduğu gibi burada da bir süper kötümüz var.

fabricated city oh jung se ile ilgili görsel sonucu

İşte bu da bizim süper kötümüz. Tipinde bile meymenet yok, değil mi?

Tamam belki de biraz ön yargı yapmış olabilirim. 😀

Ve film böylece sürüp gitmekte..

fabricated city kwon yoo ile ilgili görsel sonucu

Filmin en sevdiğim sahnelerinden birisiydi bu sahne. Yüzündeki ifade… :))

KİŞİSEL YORUM :

Kötü bir film değildi ancak muhteşemdi de diyemem. Güzeldi, izlenebilir bir film. Sıkılmazsınız asla, bunu garanti ederim. Beni muhteşemdi demekten alıkoyan şey filmde garipsediğim bazı sahnelerdi, gerçekçi gelmediği içindi yani. Yoksa konu da oyuncular da çok iyiydi. Ji Chang-wook zaten beğendiğim bir oyuncu, rol yapışını gerçekten seviyorum ancak sanki o daha romantik filmlerin insanı gibi.. 🙂 Gözlerindeki bakış bile bunu söylemiyor mu sizce de..? 😀

Film başından itibaren çok heyecanlı devam ediyor açıkçası. Süper olmasa bile aksiyon severleri boş zamanlarında güzelce idare eder diye düşünüyorum. Hayran kalacak bir film mi derseniz, aslında konu öyleydi başlangıçta fakat işlenişini tam devam ettirip de sürdürememişler gibi geldi bana. Yine de Kore filmlerinin kötü sonlarının aksine, güzel bir sonla finali yaptılar.

Sonuç olarak tavsiye eder miyim? Evet ederim. 😉

İyi de seyirler dilerim. :))

Zombi Ekspresi – 부산행

zombie express ile ilgili görsel sonucu

Yönetmen : Yeon Sang-ho

Yapım Yılı : 2017

Tür : Aksiyon, Dram, Gerilim

Diğer Adı : Train to Busan

BAŞ ROLLER :

gong yoo ile ilgili görsel sonucu
Gong Yoo
Ma Dong-seok

choi woo shik ile ilgili görsel sonucu
Choi Woo-sik
jeong yoo mi ile ilgili görsel sonucu
Jeong Yoo-mi

train to busan ile ilgili görsel sonucu

KONUSU:

Seok-woo (Gong Yoo) kızı Soo-ahn ile birlikte Seul’den Busan’a gitmek üzere bir hızlı trene biner fakat yolculuk sırasında hızla yayılan bir virüs baş gösterir ve virüse yakalanan herkes saniyeler içerisinde kana susamış zombilere dönüşmeye başlar. Virüsten etkilenmemiş yolcular, Busan’a sağ salim varabilmek için son derece tehlikeli bir yolculuğu tamamlamak zorunda kalacaktır.

Ä°lgili resim

Olay aslında her şey yolunda giderken, kızını annesinin yanına Busan’a götürmeye çalışan baş kahramanımızın bulunduğu trene, bu kızımızın da son dakika atlamasıyla başlıyor diyebiliriz. Ülkede salgın bir virüsün sebep olduğu zombi çılgınlığının trenimize sıçraması da bu şekilde gerçekleşiyor. Yoksa ne olursa olsun insanlar dışarıda kıyamet koparken trenin içinde mis gibi sakin sakin Busan’a gidiyor olacaklardı ama akacak kan damarda durmuyormuş demek ki.

Derken kızılca kıyamet kopar tabii. Bu hastalıklı kızımız tren görevlilerinden bir tanesine saldırınca haliyle virüs de yayılmaya başlıyor ve ondan ona ondan ona derken ortaya çıkan sahne :

Ä°lgili resim

Şaka bir yana bu sahne, filmin belki de en beğendiğim sahnesi. Çok etkileyici bir sahneydi gerçekten de..

Tabii hal böyleyken insanların da durup aval aval izlemesi saçma olacağından -çünkü zaten izleyemezler, ısırıyor adamlar, işin şakası yok- millet de hurraaaa diğer vagonlara kaçmaya başlıyor ve ondan sonra gelsin aksiyonlu sahneler, gitsin doruğa çıkan heyecanlar..!

Bakınız nasıl topuklar k*ça vura vura kaçılır;

train to busan gif ile ilgili görsel sonucu

Gong Yoo ve Ma Dong-Seok filmin en önemli iki baş karakteri. Seok-woo (Gong Yoo)’nun baştaki yüksek egosuna rağmen bu iki adam film boyunca sürekli birbirlerine destek olarak, yardımlaşarak hem kendilerini, hem ailelerini hem de trendeki diğer insanları korumak için var güçleriyle savaştılar denilebilir.

train to busan ile ilgili görsel sonucu

Tabii beysbolcu Woo-sik’imizi de unutmayalım. O da kendince elinden gelen her şeyi yapıyor.

train to busan gif ile ilgili görsel sonucu
Adam vurduğunu indirdi valla helâl olsun.

Filmde nerden ne çıkacağı belli değil, ne zaman yerinizden zıplayacağınız da haliyle. Çok ilginç görüntülere tanık olabiliyorsunuz. Bknz:

Ä°lgili resim
train to busan gif ile ilgili görsel sonucu

Ve bu adamın ömrü bu kızı taşımakla geçti filmde.. Eee, evlat böyle bir şey demek ki.

Ä°lgili resim
Herkes herkesi her an yiyebiliyor görüldüğü üzere.

KİŞİSEL YORUM :

İzlediğim en güzel Kore filmiydi diyebilirim. Belki daha güzelleri de vardır ama henüz ben izlemedim daha. Şaka yapmıyorum, gerçekten de çekiminden tutun, oyuncuların muhteşem performansına, orandan da tutun senaryonun işlenişine kadar harikaydı. Hiçbir saniyesinde sıkıldım bile diyemedim, gözünüzü kırpmadan, hiçbir sahnesini kaçırmadan izlemek isteyeceğiniz bir film. Eğer aksiyon, heyecan, gerilim türlerini seviyorsanız, izlerken yerinizden sıçramayı, soğuk terler dökmeyi seviyorsanız film tam size göre. Zombili olması gözünüzü korkutmasın, filmde öyle vıcık vıcık kanlı sahneler yok. Milletin kafasını patlatarak etrafa kan saçan yapmacık Amerikan filmlerine 10 basar diyebilirim. Film kesinlikle ama kesinlikle zaman kaybı olmaz. İnsanların birbirinden ne kadar farklı hayatlar yaşıyor olursa olsun, insanlık, yardımseverlik, dayanışma ve can tehlikesi karşısında nasıl da birleşebildiklerini öyle güzel anlatmış ki, vay bee dedim aralarında gelişen dostluğa en sonunda. Kısacası kesinlikle öneriyorum.

Ben filmi o kadar sevdim ki, bana kalsa tüm filmi anlatacağım fakat bu kadarı yeterli sanırım. 🙂 Size şimdiden iyi seyirler dilerim.

FRAGMAN :

It’s Ok, Thıs ıs Love – 괜찮아, 사랑이야

Konusu :  Jang Jae-Yeol ünlü ve çoksatan bir gizem yazarıdır ve bir radyo DJ’idir. Bir takıntıdan (obsesyondan) muzdariptir. Ji Hae-Soo bir üniversite hastanesinin psikiyatri bölümünde birinci yıl stajını yapmaktadır. Cerrahide çalışmak istemediği için psikiyatri bölümünü seçmiştir.
İşine karşı var olan tutkusu ve büyük başarısına rağmen kişisel yaşamındaki sevgi ve ilişkilere karşı olumsuz bir tutumu vardır. Jang Jae-Yeol’la tanıştıktan sonra, hayatı çok büyük değişimlerden geçmeye başlar.

Jang Jae-Yeol ve Ji Hae-Soo, daha ilk karşılaşmalarında bile, kuvvetli ve dominant karakterleriyle birbirlerinin dikkatini çekerler ancak yine aynı sebepten zıtlaşmaya da başlarlar. Ancak zıt kutuplar birbirini illa ki çeker ve bu çekimin sonucunda ise 2 seçenek vardır; ya çok büyük bir aşk ya da çok büyük bir düşmanlık başlar!

OYUNCULAR

Gong Hyo-jin
Jo In-Sung

Lee Kwang-Soo
Sung Dong-Il

Lee Sung-Kyung
Do Kyung-Soo

Şu minnoşluğa bakar mısınız? 🙂

Kişisel Yorumum : Dizi çok farklı başlayıp, çok daha farklı devam ediyor. Yani sonlarına doğru ‘yuh, ne alaka yaa’ diyebileceğiniz bir dizi. Fakat şunu söyleyebilirim ki asla ama asla sıkılmadan izleyebileceğiniz, içinde yalnızca aşk olmayan, heyecanın, tutkunun da olduğu ve hatta psikiyatriye ilginiz varsa sizi çok enteresan da hastalıklarla tanıştıracak olan şahane bir dizi. Şimdiye kadar izlediğim en iyi Kore dizilerinden kendisi. Hatta aradan bir süre geçtikten sonra yine izledim aynı heyecanla. Jang Jae-Yeol’le Ji Hae-Soo’nun birbirleriyle zıtlaşmaları size keyif verirken, zaman içerisinde birbirlerine yaklaşmaları sıcacık duygulara sebep oluyor. 🙂 Ayrıca dizide çok enteresan ince ayrıntılar mevcut. Mesela dizide psikolojik sıkıntısı olmayan bir insan yok, o derece yani! Bazı rahatsızlıklar yeri geldiğinde sizi güldürse de bazıları üzüyor. Mesela baş roldeki kızımızın bir çocukluk travmasına bağlı olarak erkeklerle öpüşürken bile baygınlık geçirecek gibi olması, esas oğlanımızın kızın bu sorununa yardım etmeye çalışması komik değil ancak romantik. İzlerken eğlenip aynı zamanda da öğrenebileceğiniz bir dizi. Kesinlikle pişman olmazsınız diyebilirim, sonu klişe olan veya sıradanlığın dibine vurarak bitiren Kore dizilerinin aksine bittiğine üzüldüğüm dizilerdendir kendisi.

Şimdi biraz da görsellerle tanıtalım, görsel hafızamıza alalım bakalım dizimizi. 🙂

Dizi işte bu olayla başlıyor denebilir aslında. Yani ana karakterlerimizin bir televizyon programında karşılaşmasıyla. Aslında esas kızımızın hocasının bu programa katılması gerekmekteyken, hocamız o esnada aşna fişna yapmakla meşgul olduğu için kendisi gibi bir doktor olan ancak öğrencisi de olan esas kızımızı programa gitmeye ikna ediyor. İyi de ediyor! Ne derdi eskiler, kısmetmiş efem, öyle olacağımış, kader kısmet alınyazısıymış. 😀

-Seni öpebilir miyim?
-Lütfen yap (alayvari bir şekilde)

Burada da gördüğünüz gibi Jang Jae-Yeol, Ji Hae-Soo’yu kendisine alıştırana, o ilişkiyi yaşamaya ikna edene kadar akla karayı seçti. Hatta bazen ‘yok artık ya, bu kadar da değil’ dediğim yerler oldu, ben olsaydım hiç uğraşmazdım diye düşündüğüm yerler de cabası. O kadar bezdirici bir kimlikti kendisi yani başta.
Resimde bile Jae-Yeol ‘öpebilir miyim?’ dediğinde alaylı, alaylı, sanki yapamazmış gibi ‘yaaa, tabii, lütfen öp’ gibisinden bir cevap veriyor yani adama. Ama Jae-Yeol’ün en sevdiğim özelliği ne biliyor musunuz? Tabii ki bilmiyorsunuz. Onun hiç pes etmemesi. Kafaya koydu ya kızı, tabii ilgisini de çekti, sonuçta adam popüler, etrafında hep tabiri caizse IQ’su ayakkabı numarasından küçük tipler var, e haliyle bırakmıyor kızı ve ne kadar aksilik yaparsa yapsın bir şekilde ikna ediyor. Biraz da zorla. 😀

Ha böyle diyorum diye Jae-Yeol’ü de çok minnoş bir şey sanmayın. Atara atar, gidere de giderdir ayrıca kendisi. Yani Hae-Soo nasıl davranısa ona, o da yüzüne pat pat vurur her şeyi. Sözleriyle değil ama davranışıyla dövüyor valla kızı, böyle aksi bir insanı bile yola getirdi yani, siz düşünün gerisini.

Şu surattaki ifadeye bakarsanız ne demek istediğimi tam olarak anlarsınız. 😀 Sanki öpülmüyor da tecavüze uğruyor kız. 😀

Adam kalkmış tatlı tatlı kahvaltı hazırlamış buna, adamı konuşturmuyor bile gördüğünüz gibi. 🙂

İşte dizinin en sevdiğim sahnelerinden. 😀 Jae-Yeol’ün yaptığı bu romantik jest karşısında hırçın kızımız ne yapıyor dersiniz? Adamın suratına boca! Peki sizce Jae-Yeol bunun altında kalır mı? Hiç! O böyle bir şeyi lesinlikle ama kesinlikle Hae-Soo’ya ödetecek birisi. 😀 Nasıl mı dersiniz? Onu da diziye saklayayım.

Peki ya diğer karakterlerimiz? Hadi biraz da onlara bakalım.

Bu dizinin her karakteri ayrı bir şaşkaloz. Hiç normal bir insan yok, aramayın bulamazsınız. 😀 Bu ikisi de birbirinden tuhaf. Birisi bir de güya koskoca psikiyatri hocası ama hastalarının stresini sürekli ona buna bağırarak atıyor. Neyse ki tatlı bir sertliği var. 😀

Soo-Kwang dizide sürekli başkalarının sevgilisi olduğu fakat kendisi yalnız olduğu için depresyondan çıkamayan bir karakter. Aslında inanılmaz duygusal. Fakat sonunda gidip deli mi deli, çılgın mı çılgın, sorumsuz So-Nyeo’muza takılıp kalıyor ve sonra gelsin paralar gitsin pullar, tripler, nazlar. 😀

Vee bingo! Bu evladımızı da everiyoruz sonunda.

Sonra bir de dizi boyunca yazarımızın peşinde koşan, Jae-Yeol’ün de sürekli kendisiyle ilgilendiği, öğütler verdiği bu karakterimiz mevcut ki, kim olduğunu öğrendiğinizde ağzınız açık kalacak.

Gördüğünüz gibi Jae-Yeol hep Hae-Soo’yu zorla öpüyor bir yere kadar. Kızımız hem öpüşmekle ilgili psikolojik sıkıntı yaşadığı için hem de erkeklere karşı ön yargılı olduğu için Jae-Yeol’ü yanına yaklaştırmıyor..

Amaaaaa, en sonunda, BUM! Görüldüğü üzere Hae-Soo kendini bir aşıyor, bir aşıyor, tutamıyoruz valla. 😀

Bakınız;

Zorlanmaya gerek kalmadan kızımız kendisi yaklaşıyor Jae-Yeol’e artık.

Aaaand finito!

Daha birçok güzel sahnesi mevcut dizinin ancak çok da fazla yayınlamak istemiyorum ki izlerken doya doya tadını çıkarasınız diye. 🙂

Sonuç olarak izlerken içinizin sıcacık olacağına sizi temin edebilirim. 🙂

Fragman;

İyi seyirler dilerim..! 🙂

Korece 1.Ders – Alfabe (한글 – hangıl)

Merhaba arkadaşlar. 🙂

Bir süredir bu konuda bir başlık açmayı düşünüyordum zaten. Zamanı şimdiymiş. 🙂 Ben bu bloğun çalışmakta ve kaynak bulmakta sıkıntı çeken insanlar için güzel bir referans ve kaynak olmasını istedim hep, umarım öyle olur ve sizler de tıpkı düşündüğüm gibi faydalanabilir ve bundan memnun kalabilirsiniz.

Burada paylaşacağım notlar, Korece öğrenirken kendi araştırıp bulduğum, epey zorluklarla bir yerlerden çıkardığım notlar arkadaşlar. Yani kendi derlediğim notlarım. Bazıları basılmış kitap bile olmayan, üniversite hocalarının hazırladığı notlardan özetler hatta. Bazıları ise İngilizce kaynaklardan (kitap, video vb.) çevirerek tuttuğum notlar çünkü İngilizce kaynaklarda gerçekten çok akıcı ve ayrıntılı anlatıyorlar, bu durum ne yazık ki Türkiye için geçerli değil. İleride Türkçe olarak anlattığım Korece ders videoları çekip YouTube’a yüklemeyi düşünüyorum ancak bakalım.. 🙂  İngilizcesi olanlara tavsiyem İngilizce videoları izlemeleri kesinlikle. Bu konuda yararlanabileceğiniz sayfa ve siteleri Korece Kaynaklar kısmında ayrıntılarıyla anlatmıştım. Bunun dışında ise YouTube da ‘seemile Korean’ sayfasında, “Jenny’s Korean” videolarını önerebilirim. Çok güzel bir anlatımı var, açık ve anlaşılır. Epey akılda kalıcı olabiliyor anlattıkları.

Şimdi, artık ilk dersimize geçelim! 🙂

Tabii her dilde olduğu gibi burada da alfabe ile başlayacağız. Çünkü harfleri bilmeden nasıl yazalım ve konuşalım, değil mi?  (Işıklar içinde uyu Sejong, yeri gelmişken de yad edelim. 😀 )

Kore alfabesine Korece’de 한글 (hangıl-hangeul) denilmektedir. 1443 yılında, daha önceden de anlatmış olduğum gibi Kral Sejong tarafından bulunmuş/yapılmış ve yaptırılmıştır.

Koreliler eskiden (15.yy’a kadar) Çin alfabesi kullanıyorlardı. Fakat bu daha çok sarayda, daha yüksek mertebedeki kişilerin bildiği ve kullandığı bir dil olmaktan öteye gidemiyordu. Çünkü Çince hem çok zordu hem de zaten halkın okuma yazma bilmesi, kraliyete karşı çıkmamaları, sorgulamamaları için biraz da kasıtlı olarak engellendiğinden halka öğretilmiyordu. Ancak halk kendi arasında ana dilleri olan Korece’yi konuşuyordu tabii. Tıpkı eskiden Osmanlı’da sarayda Osmanlıca-Farsça’nın hakim olması ancak halkın öz Türkçe konuşması gibi. Derken Sejong tahta çıktığında bu duruma bir dur diyor ve halkımız da okuma yazma bilmeli, bilmeli ki gelişmeli, kültürüne sahip çıkmalı ve bilginin akışını sağlamalı diye düşünerek, Moğol, Çin ve Uygur yazı sistemlerinden faydalanarak ve de Korece’nin dil ve dudak hareketlerinden yararlanılarak, diğer bilim insanlarıyla birlikte tam da dile uygun olan bu alfabeyi oluşturuyorlar. Tabii kraliyette söz hakkı olan bir takım devlet adamları o dönemde Sejong’a karşı çıkmış olsa bile, Sejong pek kimseyi iplememiş ve kararından vazgeçmemiştir. Tüm bunların ardından ise, yapılan uzun çalışmalar sonunda alfabe, 1446 yılında 훈민정음 (hunmin congım : halka doğruları öğreten ses) adlı yapıtla halka tanıtılmıştır! 🙂

Korece’de 24 harf vardır. Bunların 14’ü ünsüz, 10’u ise ünlü harflerden oluşmaktadır. Bunlardan başka birleşik sesli ve sessiz harfler de mevcuttur ancak onları bu ünlü ve ünsüz harfleri birleştirerek yazıyor/oluşturuyoruz. Eğer bu 24 harfin tamamını sesleriyle birlikte öğrenebilirseniz, Korece’deki hemen hemen her şeyi okuyup yazabilirsiniz arkadaşlar. Geriye sadece dil bilgisi kurallarını ve kelimeleri öğrenmek kalıyor. 🙂

Latin harfleri ile yazı yazarken, tıpkı şu anda olduğu gibi harfleri soldan sağa doğru, peş peşe sıralayarak kelime ve cümleleri oluşturmaktayız. Ancak Korece’de böyle değil ve buna çok ama çok iyi dikkat etmemiz gerekmekte.

Korece’de her hece, bir kare şeklini oluşturacak şekilde oluşmuştur. Yani harfler yan yana bitişmezler, bunun yerine ikili, üçlü, dörtlü harfler kullanılarak heceler ve ardından da kelimeler oluşturulur. Bu noktada Çince’ye benzemektedir biraz. Sanıyorum ki o dönemde dil üzerindeki Çince etkisinden etkilenilmiş olabilir.

Şimdi bunu örneklerle göstereceğim;

Görmüş olduğunuz gibi, yukarıda var olan kare içerisine, harfler soldan sağa doğru gidecek şekillerde yerleştirilmektedir. Bu harfler yerleştirilirken, başlangıçta kesinlikle ya ünsüz bir harf olması ya da eğer ünlü bir harfle başlamamız gerekiyorsa başlangıç harfi/ünsüzü () olmak zorundadır. Ardından hece kaç harften oluşuyor ise, harfler soldan sağa doğru gidecek şekilde yerleştirilir. Bu heceler 2, 3 veya 4 harften oluşabilmektedir.

Belki daha anlaşılır olabilir şu şekilde de;

Mesela nehir anlamına gelen 강 (kang) kelimesini yazalım hep beraber.

Görüldüğü üzere ilk olarak 1 numara ile rakamlandırdığım yere  “k” harfini temsil edenㄱ’yi yazıyoruz. Ardından sağ tarafına ise  “a” harfini temsilenㅏ harfini yazıyoruz. Şimdi son harfimiz ise bu hece 3 harften oluştuğu için, diğer iki harfin tam altına denk gelecek şekilde yerleştiriliyor. Yani normalde 4 hatlı bir sistem ancak bizim hecemiz 3 harften oluştuğu için bu sefer soldan sağa ve aşağıya doğru bu 3 harfi bir üçgen oluşturacak şekilde yerleştiriyoruz. Bu kareyi anlaşılması daha kolay olabileceği için bu seferlik çizdim.

Burada önemli olan bir diğer nokta ise, 2 harften oluşan hecelerin bazen alt alta, bazense yan yana yazılıyor olmaları. Bu neye göre değişiyor, nasıl yazacağımızı nereden anlayacağız derseniz, şuradan anlayacağız; eğer hecemizㅏ, ㅑ, ㅓ, ㅕveya ㅣgibi dikey harflerden oluşuyor ise başlangıç ünsüzü sola, bu sesli harflerimiz ise sağa yazılıyor. Fakat eğer ㅗ, ㅛ, ㅜ, ㅠ veya ㅡ gibi yatay harflerden oluşuyor ise alt alta yazılmaktadır. Tabii hecemiz sesli harfle başladığı için, her zaman başlangıç harfi/ünsüzü () başa gelecek şekilde yazılmalıdır.

  • Dikey harflere örnek ;

ㅇ + ㅏ = 아 [a]

ㅂ + ㅣ = 비 [bi / pi]

ㄱ + ㅓ = 거 [go]

  • Yatay harflere örnek ;

ㅇ + ㅗ = 오 [o]

ㅈ + ㅜ = 주 [ju]

ㅋ + ㅠ = 큐 [kyu]

Görüldüğü üzere dikey harfleri yan yana, yatay harfleriyse alt alta yazıyoruz. Şimdi de 3 harfli hecelere örnek vereyim.

Gelin birlikte “an” yazalım. Nasıl başlayacağız? Tabii ki normal olarak “a” harfi ile. “a” harfi Korece’deㅏolduğu için, bu harfi kullanmamız gerekiyor ancak önceki kuralımızı hatırlayın. Eğer bir ünlü harf ile başlayacaksak, direkt o ünlü harfi yazamıyorduk, değil mi? Tabii ki önce başlangıç ünsüzü / harfi yani  ㅇ ve ardından ㅏ harfini yazıyoruz. Geriye hangi harfimiz kaldı? Tabii ki “n” yani ㄴ. Hepsinden sonra da üstte başka yer kalmadığı için tabii ki altaㄴ harfini yazıyoruz. Oldu bize 안 . 🙂

Peki nasıl okuyoruz? Nasıl yazıyorsak öyle okuyoruz arkadaşlar. Yani soldan sağa ve aşağıya doğru. Örneğin 안 ‘ı ele alalım. Üst soldan başlıyoruz okumaya. Üst solda ㅇ harfi var. Bu harf hecenin başındayken bir ses oluşturmaz. Yanındaki harf ne ise, okumaya ondan başlanır. Fakat eğer hecenin sonunda ise  “ng” sesi ile telaffuz edilir. 강 (kang) örneğinde olduğu gibi. Bu nedenle burada okumaya ㅏharfiyle başlıyoruz. Ondan sonra gelen harf ise ㄴ. İkisini birleştirdiğimizde zaten “an” olmakta.

Evvet, ilk dersimiz olan Kore alfabesi burada sona ermekte arkadaşlar. Sizlere temel bilgileri verdim. Harflere tekabül eden sesleri birleştirerek herhangi bir şeyi okuyabilir ve yazabilirsiniz bu şekilde. Sorularınızı her zaman için sorabilirsiniz, bunlar dışında aklınıza ne takılırsa takılsın sorun lütfen, elimden geldiğince yardım ederim. 🙂

Bu noktada yapmak istediğim birkaç uyarı var. Bunlar;

  • Kesinlikle ama kesinlikle Latin Harfleri’yle Korece okunuşları yazılan kelimeleri okuyarak Korece okumayı öğrenmeye çalışmayın. Çünkü okunuşlarını yanlış yazabiliyorlar. Aslında yanlış değil fakat Hint-Avrupa Dil Ailesi grubuna giren dillerde (İngilizce vs.) bazı harfler olmadığı için ve bazı harfleri bizler gibi okuyamadıkları için, onların dillerine göre yazıyorlar çoğu yerde, kolayca okuyabilsinler diye. Mesela normalde abla 언니 demektir. Bu kelime direkt olarak Korece telafuzla onni diye okunur. Biz tabii Türkçe de Korece ile aynı dil ailesine girdiği için kolayca onni diyebilmekte ve okuyabilmekteyiz ancak bu kelimeyi çoğu yerde unni veya eonni diye yazar. Halbuki bu kelime unni veya eonni diye okunmaz, bu yanlıştır. Doğrusu onni’dir.  Bu nedenle siz kesinlikle direkt harfleri ezberleyin ve harfleri kendiniz okuyun, yanlarındaki okunuşlarını değil.
  • Kelimeyi direkt olarak Korece yazın. Mecbur değilseniz eğer Latin harfleriyle belirtmeye tabii.
  • Bunlar için sesli sözlük kullanabilirsiniz. Play Store’dan sesli sözlüğü olan bir Korece-Türkçe uygulama indirip, eğer okuyamıyorsanız oraya yazıp sesli olarak dinleyebilirsiniz.

Ben anlatırken çok eğlendim. Umarım sizler de okur ve çalışırken eğlenirsiniz. 🙂 Bir sonraki derste görüşmek üzere..!

İyi çalışmalar.

Han Sarang Restoran Macerası

Selamlar!

Bu yazımda sizlere İstanbul, Sultanahmet’teki Çin ve Kore Yemekleri Restoranı Han Sarang‘a gittiğimde yaşadıklarımı, gördüklerimi ve tattıklarımı anlatacağım. Umarım hoşunuza gidebilecek mis kokulu bir yazı olur! 🙂

Han Sa Rang, bugün İstanbul Sultanahmet’te bulunan (en altta adres paylaşılacaktır), Kore yemeklerinin hepsinin olmasa bile bir kısmının servis edildiği bir Restoran arkadaşlar. Belki İstanbul’daki en ünlü restoran olmayabilir ancak böyle bir yer var, haberiniz olsun. 😀

c145fd9dbb520ef3759e08abfdc33025_featured_v2

Restoranın girişi bu şekilde. Kapısı tıpkı Kore’deki yöresel kapılarda olduğu gibi yana doğru açılıyor, bizdeki gibi içeriye doğru değil. 🙂

caption

Bu da boydan çekim.

Benim ilk gittiğim Kore Restoranı burasıydı. Tabii açıkçası ne beklemem gerektiğini bilmiyordum, aklımda herhangi bir tarz veya beklenti yoktu açıkçası. Yalnızca uzak doğuya has bir havası olacağını düşünüyordum, o kadar. Ancak pek de düşündüğüm gibi olmadı, evet çalışanlar Koreli ve Orta Asya’lı çekik gözlü insanlar ki zaten sahibi Koreli ancak içi elbette Kore’den de (veya Uzak Doğu’dan) izler taşısa bile genel olarak Türkiye’ye has ve ait bir takım tablo, yöresel eşyalar vs.’nin bulunduğu bir mekandı. Bu beni bir hayli şaşırtmıştı fakat ben bunun restorana gelen Türk veya yabancı müşterilere Türkiye’nin havasını ve kültürünü de yaşatmak amacıyla yapıldığını düşündüm. Tabii benim gibi Uzak Doğu atmosferini yaşamak isteyen insanlar için bir miktar üzücü olabilir bu durum. 😀

Ben buraya kardeşimle birlikte gittim, o benim kadar Kore meraklısı olmasa bile -ki şimdilerde Uzak Doğu dövüş sanatlarına inanılmaz bir merakı oluştu kendisinin, onu da bizim tarafa çekeceğim 😀 – işin ucunda yemek olduğu için ve bir miktar da merakla peşime düştü taa buralara kadar. Bizi bir hayli güler yüzlü, çekik gözlü 30’larının sonlarında veya 40’larının başlarında bir abi karşıladı. İtiraf edeyim böyle bir ilgi ve güler yüzle karşılanmak insana çok güzel hissettiriyor. Eh yani sonuçta asık yüzlü, kellenizi uçuracak gibi duran kişiler tarafından mı karşılanmak daha çok hoşunuza gider yoksa sıcak bir karşılama mı? 🙂

Restoranın ikinci katında dışarıya bakan cam kenarı köşeye yerleştik karşılıklı. Çekik gözlü abi (garson ama abi demek daha çok hoşuma gidiyor ne yalan söyleyeyim) bize menüyü uzattığında bir an kardeşimle saf saf bakakaldık açıkçası. Neden mi? Menü İngilizce ve Korece karışıktı da ondan!

Desktop2.jpg

İngilizcem güzeldir ama şimdi ben meraklı melahatim ya hani, bayağı bir açıklama, inceleme, anlatım filan bekliyorum haliyle. Korecem onları anlayacak kadar ileri değil henüz. 😀  “Abi,”  dedim, “sen en iyisi gitme, azıcık burda dur, bize bu menüyü anlat, olmaz mı?”. Ama Allah’ı var şimdi, dedim ya size çok iyi bir abiydi, kırmadı beni sağ olsun ve başladı anlatmaya. Bu budur, şu şudur vs. Eeeee, tamam ne nedir anlatıyor da, şimdi bu anlattıkları ne? Yani ben yiyebilir miyim, midem kaldırabilir mi yoksa bünyeme ağır mı gelir bilemedim ki!

En sonunda dedim “abi, sen bize söylesene, en çok neleri sipariş ediyorlar?” Garson abi sağ olsun onu da gösterdi bize. Ee tamam midemin kaldırıp kaldıramayacağını düşünüyorum ama sonuçta bunlar Kore yemeği, tabii ki farklılığı da görmek, tatmak için geldik değil mi? Kardeşime baktım, oturmuş gurme edasıyla menüdekileri inceliyor. Dedim “Hayırdır, arkasındaki hikayeyi mi algılamaya çalışıyorsun? Ne yiyeceksin söylesene be evladım!” , durduuuu durdu, sonunda dedi ki “abla ben deniz ürünü yiyemeyeceğime karar verdim!”

Hoppalaaaa! Buyur buradan yak! E be evladım yavrum, biz bir Meksika yemeği yemeye gelmedik ki! Kore bu yahu, üç tarafı denizlerle çevrili adamların! Aksi takdirde gider bir Adana filan gömerdik de KORE yani. 😀

Tabii şeker mi şeker abimiz yine devreye girdi, bizi sakinleştirdi ve dana etiyle yapılan yemekleri filan göstermeye başladı. Tabii hal bu olunca kardeşim normal, bizlerin de yediği dana etli bir Kore yemeği siparişi verdi. E ben de dedim ki madem sen bundan yiyorsun, ben de deniz ürünlerinden oluşan bir yemek sipariş vereyim de bari değişik iki lezzet tatmış oluruz.

Şimdi efenim, siparişlerimiz ne miydi? Gelelim fasülyenin nimetlerine (yersiz mi oldu ki burada acep? Fasülye filan yok arkadaşlar, merak etmeyin);

  • Ben 된장찌개 (Doenjang Jjigae) isimli, içerisinde patates, kabak, tofu, mantar, kırmızı biber, soya fasülyesi, yosun (evet yosun vardı arkadaşlar) veeeee midye olan, sulu bir deniz ürünleri yemeği siparişi verdim. Bunu size bir fotoğraf ile göstereyim (görsel örnek her zaman daha iyidir! );

WP_20160129_005

된장찌개 yemeği (benim siparişim).

wp_20160129_008.jpg

Yakından görünüşü. Evet, midyeyi kabuğuyla atmışlardı! 😀

 

  • Kardeşim ise 꼬리곰탕 (Korigomtang) siparişi verdi. İçeriği ise şu şekildeydi; sığır kuyruğu, yeşil soğan, sarımsak, mantar ve karabiber. bu da yine sulu bir yemekti ve görüntüsü de oldukça hoştu aslında. Bizim haşlamalara benziyor. 😀

WP_20160129_006

꼬리곰탕 yemeği (kardeşimin siparişi).

Şimdi biz siparişleri verdik vermesine ama tabii o esnada sohbet muhabbet ediyoruz ve ayrıca etrafımızı gözlüyor, inceliyor ve yorumlarda bulunuyoruz derken bir baktık ne görelim! Ne gördük dersiniz? Tabii ki Kore’nin o meşhur masa dizme adeti! Adam elinde büyük bir tepsiyle önden gelip bize bir takım mezeler ve elbette Kimçi (!) servisi yaptı. İtiraf edeyim, bunu yaşamayı hep çok istemiştim. 😀 Tabii bir Kore’deki kadar olmasa da burada da hissettik, yaşadık Kore’nin masa donatma mevzusunu.

Aman çok da büyütmeyin kafanızda yahu, şu kadar bir şey;

WP_20160129_001

Sağ alt köşedeki Kimçi. Diğerleri de kabak, patates, baharatlarla harmanlanmış salatalık vs.. Değişik bir baharat anlayışları var.

Şimdi gözünüze az gibi geldi, değil mi? Ama bir Kore meraklısı iseniz ve ilk kez bir Kore restoranına gittiyseniz, bu size çooook güzel ve önemli bir şeymiş gibi geliyor. 😀 Ki bence hâlâ öyle, küçük şeylerden mutlu olalım arkadaşlar.

Derken içeceklerimiz ve yemeklerimiz de geldi. Tabii bizde bir heyecan, bir sevinç. Tamam tamam, sadece bende de olabilir. 😀

Hemen bir merakla yemekleri tatmaya başladık. Kardeşimin yemeği, yani 꼬리곰탕 (korigomtang) oldukça güzel, bizim yani Türklerin de bir hayli alışkın oldukları bir tat idi. Bildiğiniz sığır eti, bir takım sebzeler ile harmanlanıp haşlanmış ve yemek olmuş. Bizlerin çok yabancı olduğu tatlar yok içerisinde ancak elbette bir Kore yemeği tanımak açısından bir hayli önemli. Bir de onlar soya fasülyesini, yağını vs. çok kullanıyorlar, böyle de bir tat farklılığı vardı elbette.

Amma velakin benim yemeğim, yani 된장찌개 (Doenjang Jjigae) elbette bir hayli farklıydı. Neden derseniz; bizler yemeklerimizde midye veya deniz yosunu gibi ürünleri hiç kullanmayız. Tofu da yoktur veya varsa da ben bilmiyorum açıkçası. Bu nedenle bu ürünler yemeğin tadını bir hayli değiştirmiş, farklılaştırmıştı. Bir kere şunu söyleyebilirim ki, yemekten bariz bir deniz veya balık kokusu geliyordu. 😀 Şimdi deniz ürünlerini sevenlerin gülümsediğini veya sırıttığını ancak sevmeyenlerin burun kıvırdığını görür gibiyim. Hatta oradan bir ‘ıyyy’ sesi bile yükselmiş olabilir. Ne diyeyim, zevk meselesi tabii.

Açıkçası ben yerken deniz ürünleri hastası olmasam bile hiç öyle ıyy filan demedim. Değişik lezzetler tatmak çok iyidir bence, ben de bu mantıkla yola çıktım ve bir hayli de beğendim aslında tadını. Ayrı ayrı anlatacak olursam, tofunun tadı çok güzeldi arkadaşlar! Ben bayıldım, yumuşacık, tam tarif edemesem bile peynirimsi bir renkte, kıvamda ve tatta ama bir miktar farklı da bir lezzet. Zaten tofu, uzun süre suda bekletilen ya da haşlanan soya fasulyesi püre kıvamına  getirildikten sonra posası ve süt denilen suyu süzülerek ayrıştırılıp, bu sütün sirke, limon gibi asitli bileşenlerle kestirilmesiyle elde ediliyormuş. Bilimsel açıklamasını da verdiğime göre içim rahat edebilir. 😀

Şimdi şunu itiraf edeyim, deniz yosununun tadı bir tuhaf. Benim pek benimseyemediğim tat bir tek buydu açıkçası. Direk denizden alıp ağzıma atmışım gibi hissettim, bunu bir de Japon restoranında sushi yediğimde hissetmiştim ki zaten onu da beğenmemiştim (şaşırmayın ve vurmayın, evet suşi sevemedim ben). Ancak onun dışındaki her şey bir hayli güzeldi. Zaten midye dolmayı da tavayı da çok severim, o tada alışkındım sanırım, beni çok rahatsız etmedi bu nedenle. Yemeğin tadını genel olarak değerlendirirsem de, ilk başta çok hoşuma giderek yemeye başladım ama nedendir bilmem, sonlara doğru biraz ağır gelmeye başladı ve hepsini de bitiremedim zaten.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Evet sonuna kadar yiyemedim dediğim yemeğim bu. Bir de yesem n’olacaktı acaba, tabak yerinde olmayabilirdi sanırım.

Gelelim mezelere! Biliyorum, birçok Kore meraklısı Kimçi’yi bir hayli merak ediyor çünkü Korelilerin kendisi Kimçi’yi çok seviyor! Daha önceden Kimçi’yi tanıttığım yazımda, Kimçi’nin Kore kültüründeki önemini detaylıca okuyabilirsiniz.

Bu adamlar için Kimçi çok önemli, burası bir gerçek. Hemen her öğünde yedikleri bir meze veya turşu! Genel olarak Türkler bununla ilgili ne düşünüyorlar bilemiyorum ama zevkler ve renkler farklıdır, tartışılmaz derler. Bu kesinlikle doğru! Yaptığım ufak çaplı bir araştırma ile Kimçi’yi çok beğenen Türklerin de hiç beğenmeyenlerin de olduğunu öğrendim. Ben mi? Benim kişisel fikrim Kimçi’nin çok fazla Türk damak zevkiyle uyuşmadığı yönüde. Lahana ile yapılan bir turşu denildiğine bakmayın, içerisine çok tuhaf malzemeler koymuşlar, sanırım en tuhafı da zencefil, bu nedenle ben pek beğenemedim, bir garip geldi, ağzım kamaştı diyebilirim. Yani 40 yıl Kore’de yaşasam sanırım Kimçi yemem. 😀

Tabii ki burada şunu da değerlendirmeye almak gerekir, Türkiye’de yapılan Kimçi ile Kore’de yapılmış olan farklı olabilir! Bunu bilemem, Kore’de yapılanlardan hiç yemedim sonuçta (laf arasında o da umarım kısmet olur 😀 ) ama bu da bir kriter olabilir, olasılık dahilinde diyorum yani, tamam sustum. elbette bu restoranın sahibi Koreli birisi idi ancak yine de bilemem.

Diğer mezeler, yani patates, kabak, salatalık, patlıcan vs. her ne kadar değişik baharat ve soslarla yapılmış da olsalar tatları çok enteresan gelmedi. Hoş bir tat bıraktılar damağımda diyebilirim. 🙂

P1290249.JPG

Evvet, bir yazının daha sonlarına yaklaştık arkadaşlar. Umarım beğendiğiniz, iyi tanıtımlı bir yazı olmuştur. 🙂

Ha bitirmeden şunu da belirtmek isterim, elbette Korelilerin ekmek niyetine, her yemeğin yanında yedikleri o vazgeçilmez unsur olan pirinç lapası yani 밥 (Bap) da bizlere sunuldu ve gerçekten bu adamların neden bu lapayı her yemekte yediklerini galiba anladım. EKMEK YOK arkadaşlar, anlayabiliyor musunuz, ekmek yok! Ben çok ekmek tüketen birisi olmadığım halde, yemekte o ekmeğin yokluğunu yemeklerin sulu olmasından dolayı hissettim açıkçası ve tatsız tuzsuz bu lapayı, yemeğin içerisine katıp bir güzel afiyetle yedim (yoksa çekilmiyor vallahi)! 😀

Yemeklerden sonra biraz sıcak kanlı abiyle sohbet ettik, nereden geldiği, ne yaptığı gibi konularda.. Çekik gözlü olduğuna bakmayın, Türkmenistan’dan gelmişti kendisi buraya, çalışmak için.. Biraz zorlandığından bahsetti maddi anlamda. Eh, kim zorlanmıyor ki abi, biz kendi vatandaşı olarak bile zorlanıyoruz!

Derken tabii bulmuşuz Kore restoranını, biraz şaklabanlık yaptık galiba. 😀

29.01.jpg

Derken annemin ‘sofraya saygısızlık yapılmaz!’ sözü kulaklarımda çınlayınca, bu şaklabanlığa bir son verelim dedik. 😀

Ama tabii bir Türk klasiği olan ‘kâseyi kafaya dikme’ hareketini yapmasaydı olmazdı benim biricik ve sevgili kardeşim! 😀

Tam ekran yakalama 09.01.2018 002148.bmp

O tabak kafaya dikilecek ulenn! 😀

Bir yazımızın daha sonuna geldik arkadaşlar. Amacım sizlere Güney Kore’yi, kültürünü, yemeklerini olabildiğince açık ve anlaşılır bir dille aktarabilmek. Umarım memnun kalmışsınızdır da bir nebze de olsa amacıma ulaşabilmişimdir. 🙂

 

 

 

 

 

 

 

Han Sarang’a sizlerin de ulaşabilmesi ve bu macerayı bizzat kendinizin deneyimleyebilmesi için restoran bilgilerini vereyim;

Adres: Cankurtaran Mh., Cankurtaran Meydanı Sk. No: 10, 34122 Fatih/İstanbul
Telefon: (0212) 516 11 28
Ayrıca bunlar da restoranla ilgili bilgilere, yorumlara, resimlere ulaşabileceğiniz birkaç site;

 

Sorularınız olursa sakın ola çekinmeyin! 🙂

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, sağlıcakla kalın! :))

 

HEALER – 힐러

o0480065313547953978.jpg

 

Konusu: Kim Moon-Ho (Yoo Ji-Tae) büyük yayın şirketinde popüler bir muhabirdir. Bir gün,  geçmişte yaşanan bir davanın gerçeğini öğrenir. Bilerek davayla ilgili kişilere yaklaşır ve onlara yardımcı olur. Bunu yaparken,  hakikat ve inançları üzerinde mücadele vermektedir. Bu arada, Kim Moon-Ho’ya internet muhabiri Chae Young-Shin (Park Min-Young) ve aynı zamanda “Healer” olarakta bilinen Seo Jung-Hoo (Ji Chang-Wook) bu davayı çözmede yardımcı olur. 

Yoo Ji-Tae dizide, 37 yaşındaki popüler bir muhabir olan Kim Moon-Ho karakterini canlandırmaktadır. Onun erkek kardeşi büyük bir medya şirketinin sahibidir. Çocukluk döneminde bir yanlış anlaşılma sonucu Chae Young-Shin’in (Park Min-Young) ailesinin başını belaya sokmuştur ve aradan uzun yıllar geçmesine rağmen kendisini bu konuda suçlu hissediyordur. Nihayet bir gün ikisi tekrar karşılaşırlar ve hatalarını telafi etmek için Chae Young-Shin’e ünlü bir muhabir olmasında yardımcı olur. 

Ji Chang-Wook dizide, “Healer” kod adını kullanan 28 yaşındaki Seo Jung-Hoo karakterini canlandırmaktadır. Onun karakteri giyilebilir akıllı cihazlarla donatılmıştır. Sahip olduğu duyular ve dövüşme becerileri ile herhangi bir görevi mükemmel bir şekilde başarmak için sektörünün en iyi ‘ajanı’dır. Onun tek hedefi Güney Pasifik’te ıssız bir ada satın almak için para biriktirmek ve orada yalnız yaşamaktır. Bir gün Chae Young-Shin (Park Min-Young) ile yolları kesişir ve hayatı karma karışık olmaya başlar. Chae Young-Shin’e aşık olmuştur. Ancak geçmişteki gizli bir gerçek ortaya çıkar ve bu aşk tehlikeli olmaya başlar.

Park Min-Young dizide, 27 yaşındaki “Someday News”de bir internet muhabiri olan Chae Young-Shin karakterini canlandırmaktadır. Onun karakteri güçlü bir iradeye ve garip bir kişiliğe sahiptir. Fazla mükemmel biri olmamasına rağmen Oriana Fallaci gibi efsanevi bir muhabir olmak istemektedir. Karşılaştığu olaylar dizisi ve çok sonradan öğrendiği karmaşık aile geçmişi onu aydınlatmak zorunda hissettiği bir davanın içerisine çekerek Healer ve Kim Moon-Ho ile karşılaştırır.

OYUNCULAR

 

ef315471268a2180d2c0887567be4adf

Ji Chang-wook

cf5e521b6ee68bda50b8a32aaf0cbb7d

Park Min-Young

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

유지태

Yoo Ji-Tae

Açıkçası diziyi izlemeye başladığımda biraz tereddütlüydüm. Çünkü her ne kadar aksiyon dizi ve filmlerinden hoşlansam da bazen çok sıkıcı olabildikleri için tereddütlü yaklaşıyorum. Yani onu bana birilerinin bayağı sıkı övmesi gerekiyor. Bu da biraz öyle oldu, okuduğum yorumlar bu kadar kuvvetle övmese başlamazdım. Ancak şimdi iyiki de başlamışım diyorum. Çünkü yalnızca ortaya çıkarılmaya çalışılan bir suç ve kaçma kovalamaca yok; aynı zamanda gizem, heyecan, aşk ve komedi de var dizi içinde. Çok keyifle bazen gülerek, bazen hüzünlenerek ve bazen de merakla seyrettim. Özellikle oyunculuklar çok hoşuma gitti! Yoo Ti-Jae’den tutun Ji Chang-wook (!!)’a, oradan Park Min-young’a kadar hepsi çok güzel bir oyunculuk sergilemişlerdi. Özellikle esas kızımızın saf salak halleri güldürürken, esas oğlanımızın da bir o kadar zeki olmasına karşın salak aşık olması, ne yapacağını bilemeyen halleri çok komikti. 😀 Sıkılmayacağınızdan emin olabilirsiniz.

healer1.jpg

 

Öhöm, lütfen yani şu karizma hareketlere bakar mısınız? Bir kere görsel açıdan bile tatmin olacağınızdan emin olun. 😀

 

 

 

healer3-00609a

O aşk dolu bakışlar..

Arkaplanda Healer’a yardım eden zeka küpü ajumma’yı da unutmamalıyız! Bakınız;

11-healer-episode-02-ji-chang-wook-korean-drama-fashion.jpg

healer_06-720x405.jpgTabii olaylar gelişmeden önce henüz kızımız Healer’ın gerçek kimliğini öğrenmemişken, Healer’ın zavallı kızımızın kalp krizi geçirmesine sebep olan sahneyi de unutmamak lazım. Amaaan canım, alt tarafı kanıt topluyordu Healer’ımız, ne var yani! 😀

Chae Young-Shin’e yüzünü göstermemekteki ısrarı; 

IMG_8715_1.jpg

Neyse çok bekletmeyeyim sizleri, artık olayların da o yöne doğru gelişmesi ile ‘Eeeh yeter ulen, dayanamıyorum artık’ misali kızımıza açılan bir Seo Jung-Hoo (Healer);

Friday_feature_healer_kiss_2.jpg

Gerçi bunda kızımızın da oldukça etkisi var, Seo Jung-Hoo’u zorlayan, peşinden giden, onun kendisinden vazgeçmesini engelleyen esas kızımızı da burdan bir alkış gönderelim. 🙂

Birbirlerine açıldıktan sonra tabii gelsin aşk dolu günler..! Meğer oğlanımız da içinde neler biriktirmiş! 🙂

Desktop2.jpg

Screenshot_2015-01-21_19.29.02_2.png

Sen misin benden kaçan? Al sana! Öyle hastalık filan da sökmez inatçı kızımıza! 😀

healer-otp

Biraz da gif’lerle kuvvetlendirelim de iyice dizinin ruhuna girin 🙂 ;

tumblr_niszvrc7gW1u98dbho1_500.gif

3ef036d2c3516270a211246ab0614bd1da09ba09_hq.gif

 

 

 

 

 

 

tumblr_inline_novk8d2w4h1s6ava3_500.gif

 

 

 

 

 

 

 

Bonus! ;

kiss kiss 2.gif

FRAGMAN;

 

 

 

 

 

 

Kore’yi Tanıyarak Korece Öğrenelim

big-koreyi-taniyarak-korece-ogrenelim.jpgYine Kore kültürünü öğrenebileceğimiz yeni bir kitapla merhabalar. 🙂 

Bu kitap Korece gramer yapısı veya Korece ile ilgili bir kitap değil arkadaşlar. Yani bir dil kitabı değil. Bu kitap S. Göksel Türközü, Hatice Köroğlu Türközü ve Oh Eun Kyung tarafından hazırlanmış ve amacının yeni ve eski Kore kültürüne ait olan bilgileri meraklılarına anlatmak olan bir kitap. 

İçerisinde Kore’nin yemek çeşitleri, geleneksel evleri, kıyafetleri, kültürel aile yapıları, bayramlar-seyranlar, selamlama şekilleri vs. birçok konuyu anlatmaktadırlar. İşte içerik şu şekildedir; 

15609242_1265281293539039_1675320994_o.jpg

 

15540472_1265197983547370_1526648179_o

 

 

Desktop2.jpg

Ben kitabı ilk bulduğumda mutluluktan havalara uçmuştum adeta. Çünkü evet Korece dil kitapları bulmak çok kolay değil ve kültürel bilgileri internetten bulup okuyabiliriz ancak bu kadar bilginin bir kitap altında toplanmış olduğunu görmek beni mutlu etti. Yazarlarımıza çoook çok teşekkür ediyorum okuduğum her seferinde. 🙂

15595862_1265196210214214_2004329709_o.jpg

15608712_1265194286881073_591658856_o.jpg

Veeeee birçok kişinin en çok merak ettiği konu:

15491455_1265175920216243_676973559_o.jpg

Bakınız kitabın arka kapağında kitap için neler söylenmekte; 

“Dili kavrayabilmek için o toplumun düşünce ve manevi dünyasını bilmek gerekir. Bunun için mutlaka öncelikli olarak dil, kültür, tarih, ekonomi, politika vb. çeşitli alanlarda o ülke ile ilgili bilgiler edinilmelidir. Bu, kültür aracılığı ile dil edinim yöntemidir. Bu sebeple bu kitap, alan çalışmaları açısından Kore’yi tanıtmayı, Kore ile ilgili ön bilgilerle birlikte Kore dilini açıklamayı amaçlamıştır. ‘Kültür olarak Kore Dilini Edinmek’ Kore dili öğrenenlerin alışık olduğu bir yöntem değildir. Üstelik bu konuda Türkiye’de ilk kez denenen ve bu şekilde yayınlanan ilk kitaptır.

Bu yüzden bu kitap Kore’nin tarih, dil, kültür, edebiyat, ekonomi, politika gibi her yönüyle temel bilgiler ve bunları anlamak için mutlaka bilinmesi gereken kelime ve deyimsel ifadelerle oluşturulmuştur. Bunlarla ilgili detaylı çözümleme ve açıklamalar yapılmıştır.

Bu kitabın yüksek seviye Korece edinip, Kore denilen ülkeye daha da yakınlaşmak isteyen kişilere bir kılavuz olmayı hedeflemektedir.”

Kitap ile ilgili ayrıntılı bilgi şu şekildedir;

Sayfa Sayısı: 196

Baskı Yılı: 2014

Kitabın Dili: Türkçe

Yayınevi: Lotus Yayınları

Kitabı nereden temin edebilirsiniz? Kitabı pek çok internet sitesinden temin edebilirsiniz arkadaşlar. Ayrıca kitap fuarlarına katılırsanız da indirimli olarak da alabilirsiniz. Peki hangi internet sitelerinden sipariş verebiliriz diyecek olursanız, merak etmeyin, bunun için de yardımcı olacağım;

https://www.orionkitabevi.com.tr/kitap//150845/kore-yi-taniyarak-korece-ogrenelim.html

https://www.okuoku.com/urun/detay/kitap/koreyi-taniyarak-korece-ogrenelim/553561

http://www.kitapyurdu.com/kitap/koreyi-taniyarak-korece-ogrenelim/332672.html

Kitapta yalnızca geleneksel kültürden ve tarihten bahsetmiyor arkadaşlar. Kpop, Kdrama gibi populer kültür elemanlarından da bahsetmekte ve hatta bunların neden G. Kore’de bu kadar önemli olduğunu da ayrıntılı olarak anlatmaktadır. 

Herkese şimdiden iyi okumalar! 🙂

 

 

Kimbap / 김밥

kimbap (1).jpgKimbap, buharda pişirilmiş yani lapa haline getirilmiş beyaz pirinç (bap/밥) ile birçok farklı malzemenin, gim/kim adı verilen bir deniz yosunu tabakasına ya da yaprağına sarılması ile yapılan bir Kore yemeğidir ve dilimlenerek servis edilir. Kimbap genellikle pikniklerde, evden dışarıda yapılan aktivitelerde, hasta ziyaretine giderken ya da hafif öğle yemeklerinde, danmuji (japon turbu) ve kimçi ile birlikte servis edilen ve evli kadınların eşlerine, genç kızların sevgililerine yaptığı bir yemektir. 🙂

Eveeett, kısa bir girişin ardından artık en sevdiğim ve sizlerin de seveceğini umduğum tarihi kısma geçebiliriz. 🙂

Kimbap, Japonların 1910-1945 yılları arasında Kore’yi işhali sırasında, bir Japon sushi varyantı olan norimaki‘den türetilmiş. O zamandan beri de belirgin bir Kore yemeği olmaya başlamıştır, sıklıkla da pirinç sirkesi yerine susam yağı gibi geleneksel Kore lezzetleri ile hazırlanmaktadır. 

sushi-rolls jpg.jpg

Bu da “norimaki” imiş arkadaşlar.

kimbap_ingredients.jpg

Kimbap kelimesinin tam karşılığı aslında “deniz yosunlu pirinç” demekmiş arkadaşlar. Bu iki şey bir kimbapı kimbap yapan şeymiş. 😀 Bunlardan başka ise içerisine balık, et, yumurta ve salamura, kavrulmuş ya da taze olmak üzere değişik sebzeler de koyulmakta tabii.

20090723-kimbap-ingredients.jpg

20090723-kimbap-layedout

Malzemelerin deniz yosunu “kim” üzerine serilmiş hali.

Kimbop-Collage-3.jpg

Geleneksel olarak bakarsak, pirinç susam yağı veya nane yağı (perilla oil) ile hafifçe terbiyelenmekte. En çok ve sıklıkla kullanılan protein içerikleri balık keki, yengeç eti, yumurta ve/veya terbiyelenmiş dana eti (beef rib-eye olarak geçmekte)’dir. Sebze kısmı ise salatalık, ıspanak, havuç ve danmuji‘den oluşmaktadır. Kimbap sarılıp dilimlendikten sonra genellikle danmuji ile servis edilmektedir.

Çeşitlerine gelecek olursak; 

  • Samgak Kimbap (삼각김밥) , üçgen şeklindeki kimbap, halka açık birçok Güney Kore restoran ve marketinde satılmaktadır ve Japon onigiri ile benzerdir. Çok geniş çeşitlilikte tipleri mevcuttur. 

1.jpg

2013320142634_20410.jpg

a0016483_0132818.jpg

  • Chungmu gimbap (충무김밥), içerisinin yalnızca pirinç ile doldurulduğu kimbap türüdür. Bir deniz kenarı şehri olan Chungmu’dan köken almıştır, daha kalın sarılır ve dış yüzey genellikle terbiyelenmez. Chungmu Kimbap geleneksel olarak dilimlenmiş yavru ahtapotların baharatlı kırmızı biber sosu ve kırmızıturp kimçisi (무김치) ile marine ve fermente edildiği  kolddugi muchim (꼴뚜기 무침) mezesi ile servis edilir. 

충무김밥.jpg

꾸미기_IMG_5583.jpg

Bu biraz bizim sarma’ya benziyor sanki. 😀 

  • Chamchi gimbap (참치김밥) diğer bir sıklıkla tüketilen kimbap’tır. Genellikle diğer içeriklerin yanında ton balığı, marine edilmiş nane yaprağı ve mayonez ile hazırlanmaktadır. 

indir.jpg

e0072375_4b2859bc1517f.jpg

Mayonezi oradan seçebilirsiniz.

  • Mayak gimbap (마약김밥) ise Seul’deki  Gwangjang Market’e özel bir kimbap türüdür. Mayak kelimesi “ilaç” anlamına gelmektedir ve adı iddia edildiği üzere onun mantar ve soya sosundan yapılan bir sos ile eşleştirilmesinden ötürü diğer kimbaplardan ayıran bağımlılık yapıcı tadını yansıtmaktadır.

Z3MRVXTI47B8F0ZBC0UB.jpg

Kore’de birçok restorantta kimbap bulabilmek mümkünmüş ayrıca! 

20140921_121058

Sağ tarafta birçok farklı çeşitte kimbap görünüyor mesela menüde. 😀

Lütfen tarif için buraya tıklayınız arkadaşlar. 🙂

Bir video da örneğimiz de olsun bari;

Kolay gelsin & Aaafiyet olsun! 🙂

Bibimbap / 비빔밥

DSC07892

Şu güzelliğe bakar mısınız? Renklerin ahengine..

Bibimbap aslında G.Kore sever Türklerin de oldukça bilgi sahibi olduğu bir yemektir. Aslında kelime anlamı “pirinç karışık ya da pirinçle karışık (bibim=karıştırmak/karışık ve bap=pilav/pirinç) demek imiş. Bibimbap sıcak bir kase pilav üzerine namul (sotelenip terbiyelenmiş sebzeler) ve gochujang (kırmızı biber ezmesi ya da biber salçası da denebilir), soya sosu veya fasülye ezmesi  konularak hazırlanan bir yemektir.  Dilimlenmiş et (genellikle dana/sığır) ve kızartılmış yumurta ise genel olarak ilave edilen malzemeler arasındadır.  

Güney Kore’de özellikle Jeonju (전주), Jinju ve Tongyeong farklı çeşitlerdeki Bibimbap’ları ile ünlenmiş durumdalarmış. q1.jpg

Elbette her zamanki gibi sıra geldi tarihsel geçmişine. Bibimbap ismi 20. yüzyıl’ın başlarında kabul edilmeye başlanmıştır. Joseon Dönemi‘nden (1392-16.yy) 20. yüzyıl’a kadar Bibimbap farklı çeşitlerdeki yiyecek ile karıştırılarak hazırlanmış pirinç/pilav anlamına gelen Goldongban olarak söylenmekteymiş. Eskiden krala genellikle ya öğle yemeği olarak ya da öğünler arasında bir atıştırmalık olarak servis edilirmiş. 🙂 Bibimbap’tan ilk olarak 19.yy’ın sonlarında yazılmış olan bir yemek kitabında bahsedilmiştir. Şu anda ise birçok farklı ülkede bile bulabileceğiniz bir yemek olmakla birlikte, G.Kore’ye düzenlenen seferlerde, birden fazla farklı hava yolu firmasında servis edilmektedir. 

DSC07472.jpgBibimbap’ta kullanılan sebzeler genel olarak şu şekildedir ; jülyen usulü salatalık, kabak, mu (Japon turbu), mantar, doraji (çançiçeği kökü), gim/kim (yenilebilir denizyosunu) ıspanak, soya filizi ve gosari (eğreltiotu sapı/kökü). Deniz ürünleri ve dana eti de ilave edilebilmektedir. Görselliğin güzel ve hoş olabilmesi için sebzeler genellikle renkleri birbirine uyacak şekilde şeçilip yerleştirilmektedir. Ne kadar göz zevki güzel bir millet ya, öyle değil mi? 😀  Ayrıca yemeğin Güney Kore versiyonunda susam yağı, kırmızı biber ezmesi (gochujang) ve bildiğimiz susam eklenmektedir. 

1255018390164.jpg

Bibimbap’ın farklı çeşitleri mevcut arkadaşlar. Örneğin Dolsot Bibimbap (돌솥 비빔밥 , dolsot taş çömlek anlamına gelmektedir) çiğ yumurtanın tabağın kenarında pişirilip oldukça sıcak bir taş kase ile servis edildiği bibimbaptır. Tabak o kadar sıcaktır ki ona değen her şey cızırdamaya başlarmış. Pirinç tabağa koyulmadan önce tabağın tabanı pirincin kahverengimsi olup kızarması için susam yağı ile kaplanır. 

1

Taş tabak içerisinde.

Ayrıca Jeonju (전주) şehrinin kendine özel bir çeşit Bibimbap yaptığı bilinmektedir. 

Başka bir Bibimbap çeşidi olan Hoedeopbap’ta (회덮밥) çipura (tilapi), somon, ton balığı ve bazen de ahtapot gibi çok çeşitli çiğ deniz ürünleri kullanılmaktadır ancak burada içi pirinç dolu her tabak içerisinde genellikle bir çeşit deniz ürünü bulunmaktadır. Zaten hoe kelimesi de “çiğ balık” anlamına gelmektedir. 

 

3412918364_9uLDg1Z3_20131029_CP000182.jpg

Hoedeopbap. Orada Somon balığını görebilirsiniz. 🙂

Daha birçok Bibimbap türü vardır ancak bunlar genel olarak hazırlanıp servis edilen bibimbap türleri arkadaşlar. 

Tarif için lütfen buraya tıklayınız. 🙂

Şimdi de videolarımız: 

 

Kolay gelsin ve afiyet olsun! 🙂