Han Sarang Restoran Macerası

Selamlar!

Bu yazımda sizlere İstanbul, Sultanahmet’teki Çin ve Kore Yemekleri Restoranı Han Sarang‘a gittiğimde yaşadıklarımı, gördüklerimi ve tattıklarımı anlatacağım. Umarım hoşunuza gidebilecek mis kokulu bir yazı olur! 🙂

Han Sa Rang, bugün İstanbul Sultanahmet’te bulunan (en altta adres paylaşılacaktır), Kore yemeklerinin hepsinin olmasa bile bir kısmının servis edildiği bir Restoran arkadaşlar. Belki İstanbul’daki en ünlü restoran olmayabilir ancak böyle bir yer var, haberiniz olsun. 😀

c145fd9dbb520ef3759e08abfdc33025_featured_v2

Restoranın girişi bu şekilde. Kapısı tıpkı Kore’deki yöresel kapılarda olduğu gibi yana doğru açılıyor, bizdeki gibi içeriye doğru değil. 🙂

caption

Bu da boydan çekim.

Benim ilk gittiğim Kore Restoranı burasıydı. Tabii açıkçası ne beklemem gerektiğini bilmiyordum, aklımda herhangi bir tarz veya beklenti yoktu açıkçası. Yalnızca uzak doğuya has bir havası olacağını düşünüyordum, o kadar. Ancak pek de düşündüğüm gibi olmadı, evet çalışanlar Koreli ve Orta Asya’lı çekik gözlü insanlar ki zaten sahibi Koreli ancak içi elbette Kore’den de (veya Uzak Doğu’dan) izler taşısa bile genel olarak Türkiye’ye has ve ait bir takım tablo, yöresel eşyalar vs.’nin bulunduğu bir mekandı. Bu beni bir hayli şaşırtmıştı fakat ben bunun restorana gelen Türk veya yabancı müşterilere Türkiye’nin havasını ve kültürünü de yaşatmak amacıyla yapıldığını düşündüm. Tabii benim gibi Uzak Doğu atmosferini yaşamak isteyen insanlar için bir miktar üzücü olabilir bu durum. 😀

Ben buraya kardeşimle birlikte gittim, o benim kadar Kore meraklısı olmasa bile -ki şimdilerde Uzak Doğu dövüş sanatlarına inanılmaz bir merakı oluştu kendisinin, onu da bizim tarafa çekeceğim 😀 – işin ucunda yemek olduğu için ve bir miktar da merakla peşime düştü taa buralara kadar. Bizi bir hayli güler yüzlü, çekik gözlü 30’larının sonlarında veya 40’larının başlarında bir abi karşıladı. İtiraf edeyim böyle bir ilgi ve güler yüzle karşılanmak insana çok güzel hissettiriyor. Eh yani sonuçta asık yüzlü, kellenizi uçuracak gibi duran kişiler tarafından mı karşılanmak daha çok hoşunuza gider yoksa sıcak bir karşılama mı? 🙂

Restoranın ikinci katında dışarıya bakan cam kenarı köşeye yerleştik karşılıklı. Çekik gözlü abi (garson ama abi demek daha çok hoşuma gidiyor ne yalan söyleyeyim) bize menüyü uzattığında bir an kardeşimle saf saf bakakaldık açıkçası. Neden mi? Menü İngilizce ve Korece karışıktı da ondan!

Desktop2.jpg

İngilizcem güzeldir ama şimdi ben meraklı melahatim ya hani, bayağı bir açıklama, inceleme, anlatım filan bekliyorum haliyle. Korecem onları anlayacak kadar ileri değil henüz. 😀  “Abi,”  dedim, “sen en iyisi gitme, azıcık burda dur, bize bu menüyü anlat, olmaz mı?”. Ama Allah’ı var şimdi, dedim ya size çok iyi bir abiydi, kırmadı beni sağ olsun ve başladı anlatmaya. Bu budur, şu şudur vs. Eeeee, tamam ne nedir anlatıyor da, şimdi bu anlattıkları ne? Yani ben yiyebilir miyim, midem kaldırabilir mi yoksa bünyeme ağır mı gelir bilemedim ki!

En sonunda dedim “abi, sen bize söylesene, en çok neleri sipariş ediyorlar?” Garson abi sağ olsun onu da gösterdi bize. Ee tamam midemin kaldırıp kaldıramayacağını düşünüyorum ama sonuçta bunlar Kore yemeği, tabii ki farklılığı da görmek, tatmak için geldik değil mi? Kardeşime baktım, oturmuş gurme edasıyla menüdekileri inceliyor. Dedim “Hayırdır, arkasındaki hikayeyi mi algılamaya çalışıyorsun? Ne yiyeceksin söylesene be evladım!” , durduuuu durdu, sonunda dedi ki “abla ben deniz ürünü yiyemeyeceğime karar verdim!”

Hoppalaaaa! Buyur buradan yak! E be evladım yavrum, biz bir Meksika yemeği yemeye gelmedik ki! Kore bu yahu, üç tarafı denizlerle çevrili adamların! Aksi takdirde gider bir Adana filan gömerdik de KORE yani. 😀

Tabii şeker mi şeker abimiz yine devreye girdi, bizi sakinleştirdi ve dana etiyle yapılan yemekleri filan göstermeye başladı. Tabii hal bu olunca kardeşim normal, bizlerin de yediği dana etli bir Kore yemeği siparişi verdi. E ben de dedim ki madem sen bundan yiyorsun, ben de deniz ürünlerinden oluşan bir yemek sipariş vereyim de bari değişik iki lezzet tatmış oluruz.

Şimdi efenim, siparişlerimiz ne miydi? Gelelim fasülyenin nimetlerine (yersiz mi oldu ki burada acep? Fasülye filan yok arkadaşlar, merak etmeyin);

  • Ben 된장찌개 (Doenjang Jjigae) isimli, içerisinde patates, kabak, tofu, mantar, kırmızı biber, soya fasülyesi, yosun (evet yosun vardı arkadaşlar) veeeee midye olan, sulu bir deniz ürünleri yemeği siparişi verdim. Bunu size bir fotoğraf ile göstereyim (görsel örnek her zaman daha iyidir! );
WP_20160129_005

된장찌개 yemeği (benim siparişim).

wp_20160129_008.jpg

Yakından görünüşü. Evet, midyeyi kabuğuyla atmışlardı! 😀

 

  • Kardeşim ise 꼬리곰탕 (Korigomtang) siparişi verdi. İçeriği ise şu şekildeydi; sığır kuyruğu, yeşil soğan, sarımsak, mantar ve karabiber. bu da yine sulu bir yemekti ve görüntüsü de oldukça hoştu aslında. Bizim haşlamalara benziyor. 😀
WP_20160129_006

꼬리곰탕 yemeği (kardeşimin siparişi).

Şimdi biz siparişleri verdik vermesine ama tabii o esnada sohbet muhabbet ediyoruz ve ayrıca etrafımızı gözlüyor, inceliyor ve yorumlarda bulunuyoruz derken bir baktık ne görelim! Ne gördük dersiniz? Tabii ki Kore’nin o meşhur masa dizme adeti! Adam elinde büyük bir tepsiyle önden gelip bize bir takım mezeler ve elbette Kimçi (!) servisi yaptı. İtiraf edeyim, bunu yaşamayı hep çok istemiştim. 😀 Tabii bir Kore’deki kadar olmasa da burada da hissettik, yaşadık Kore’nin masa donatma mevzusunu.

Aman çok da büyütmeyin kafanızda yahu, şu kadar bir şey;

WP_20160129_001

Sağ alt köşedeki Kimçi. Diğerleri de kabak, patates, baharatlarla harmanlanmış salatalık vs.. Değişik bir baharat anlayışları var.

Şimdi gözünüze az gibi geldi, değil mi? Ama bir Kore meraklısı iseniz ve ilk kez bir Kore restoranına gittiyseniz, bu size çooook güzel ve önemli bir şeymiş gibi geliyor. 😀 Ki bence hâlâ öyle, küçük şeylerden mutlu olalım arkadaşlar.

Derken içeceklerimiz ve yemeklerimiz de geldi. Tabii bizde bir heyecan, bir sevinç. Tamam tamam, sadece bende de olabilir. 😀

Hemen bir merakla yemekleri tatmaya başladık. Kardeşimin yemeği, yani 꼬리곰탕 (korigomtang) oldukça güzel, bizim yani Türklerin de bir hayli alışkın oldukları bir tat idi. Bildiğiniz sığır eti, bir takım sebzeler ile harmanlanıp haşlanmış ve yemek olmuş. Bizlerin çok yabancı olduğu tatlar yok içerisinde ancak elbette bir Kore yemeği tanımak açısından bir hayli önemli. Bir de onlar soya fasülyesini, yağını vs. çok kullanıyorlar, böyle de bir tat farklılığı vardı elbette.

Amma velakin benim yemeğim, yani 된장찌개 (Doenjang Jjigae) elbette bir hayli farklıydı. Neden derseniz; bizler yemeklerimizde midye veya deniz yosunu gibi ürünleri hiç kullanmayız. Tofu da yoktur veya varsa da ben bilmiyorum açıkçası. Bu nedenle bu ürünler yemeğin tadını bir hayli değiştirmiş, farklılaştırmıştı. Bir kere şunu söyleyebilirim ki, yemekten bariz bir deniz veya balık kokusu geliyordu. 😀 Şimdi deniz ürünlerini sevenlerin gülümsediğini veya sırıttığını ancak sevmeyenlerin burun kıvırdığını görür gibiyim. Hatta oradan bir ‘ıyyy’ sesi bile yükselmiş olabilir. Ne diyeyim, zevk meselesi tabii.

Açıkçası ben yerken deniz ürünleri hastası olmasam bile hiç öyle ıyy filan demedim. Değişik lezzetler tatmak çok iyidir bence, ben de bu mantıkla yola çıktım ve bir hayli de beğendim aslında tadını. Ayrı ayrı anlatacak olursam, tofunun tadı çok güzeldi arkadaşlar! Ben bayıldım, yumuşacık, tam tarif edemesem bile peynirimsi bir renkte, kıvamda ve tatta ama bir miktar farklı da bir lezzet. Zaten tofu, uzun süre suda bekletilen ya da haşlanan soya fasulyesi püre kıvamına  getirildikten sonra posası ve süt denilen suyu süzülerek ayrıştırılıp, bu sütün sirke, limon gibi asitli bileşenlerle kestirilmesiyle elde ediliyormuş. Bilimsel açıklamasını da verdiğime göre içim rahat edebilir. 😀

Şimdi şunu itiraf edeyim, deniz yosununun tadı bir tuhaf. Benim pek benimseyemediğim tat bir tek buydu açıkçası. Direk denizden alıp ağzıma atmışım gibi hissettim, bunu bir de Japon restoranında sushi yediğimde hissetmiştim ki zaten onu da beğenmemiştim (şaşırmayın ve vurmayın, evet suşi sevemedim ben). Ancak onun dışındaki her şey bir hayli güzeldi. Zaten midye dolmayı da tavayı da çok severim, o tada alışkındım sanırım, beni çok rahatsız etmedi bu nedenle. Yemeğin tadını genel olarak değerlendirirsem de, ilk başta çok hoşuma giderek yemeye başladım ama nedendir bilmem, sonlara doğru biraz ağır gelmeye başladı ve hepsini de bitiremedim zaten.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Evet sonuna kadar yiyemedim dediğim yemeğim bu. Bir de yesem n’olacaktı acaba, tabak yerinde olmayabilirdi sanırım.

Gelelim mezelere! Biliyorum, birçok Kore meraklısı Kimçi’yi bir hayli merak ediyor çünkü Korelilerin kendisi Kimçi’yi çok seviyor! Daha önceden Kimçi’yi tanıttığım yazımda, Kimçi’nin Kore kültüründeki önemini detaylıca okuyabilirsiniz.

Bu adamlar için Kimçi çok önemli, burası bir gerçek. Hemen her öğünde yedikleri bir meze veya turşu! Genel olarak Türkler bununla ilgili ne düşünüyorlar bilemiyorum ama zevkler ve renkler farklıdır, tartışılmaz derler. Bu kesinlikle doğru! Yaptığım ufak çaplı bir araştırma ile Kimçi’yi çok beğenen Türklerin de hiç beğenmeyenlerin de olduğunu öğrendim. Ben mi? Benim kişisel fikrim Kimçi’nin çok fazla Türk damak zevkiyle uyuşmadığı yönüde. Lahana ile yapılan bir turşu denildiğine bakmayın, içerisine çok tuhaf malzemeler koymuşlar, sanırım en tuhafı da zencefil, bu nedenle ben pek beğenemedim, bir garip geldi, ağzım kamaştı diyebilirim. Yani 40 yıl Kore’de yaşasam sanırım Kimçi yemem. 😀

Tabii ki burada şunu da değerlendirmeye almak gerekir, Türkiye’de yapılan Kimçi ile Kore’de yapılmış olan farklı olabilir! Bunu bilemem, Kore’de yapılanlardan hiç yemedim sonuçta (laf arasında o da umarım kısmet olur 😀 ) ama bu da bir kriter olabilir, olasılık dahilinde diyorum yani, tamam sustum. elbette bu restoranın sahibi Koreli birisi idi ancak yine de bilemem.

Diğer mezeler, yani patates, kabak, salatalık, patlıcan vs. her ne kadar değişik baharat ve soslarla yapılmış da olsalar tatları çok enteresan gelmedi. Hoş bir tat bıraktılar damağımda diyebilirim. 🙂

P1290249.JPG

Evvet, bir yazının daha sonlarına yaklaştık arkadaşlar. Umarım beğendiğiniz, iyi tanıtımlı bir yazı olmuştur. 🙂

Ha bitirmeden şunu da belirtmek isterim, elbette Korelilerin ekmek niyetine, her yemeğin yanında yedikleri o vazgeçilmez unsur olan pirinç lapası yani 밥 (Bap) da bizlere sunuldu ve gerçekten bu adamların neden bu lapayı her yemekte yediklerini galiba anladım. EKMEK YOK arkadaşlar, anlayabiliyor musunuz, ekmek yok! Ben çok ekmek tüketen birisi olmadığım halde, yemekte o ekmeğin yokluğunu yemeklerin sulu olmasından dolayı hissettim açıkçası ve tatsız tuzsuz bu lapayı, yemeğin içerisine katıp bir güzel afiyetle yedim (yoksa çekilmiyor vallahi)! 😀

Yemeklerden sonra biraz sıcak kanlı abiyle sohbet ettik, nereden geldiği, ne yaptığı gibi konularda.. Çekik gözlü olduğuna bakmayın, Türkmenistan’dan gelmişti kendisi buraya, çalışmak için.. Biraz zorlandığından bahsetti maddi anlamda. Eh, kim zorlanmıyor ki abi, biz kendi vatandaşı olarak bile zorlanıyoruz!

Derken tabii bulmuşuz Kore restoranını, biraz şaklabanlık yaptık galiba. 😀

29.01.jpg

Derken annemin ‘sofraya saygısızlık yapılmaz!’ sözü kulaklarımda çınlayınca, bu şaklabanlığa bir son verelim dedik. 😀

Ama tabii bir Türk klasiği olan ‘kâseyi kafaya dikme’ hareketini yapmasaydı olmazdı benim biricik ve sevgili kardeşim! 😀

Tam ekran yakalama 09.01.2018 002148.bmp

O tabak kafaya dikilecek ulenn! 😀

Bir yazımızın daha sonuna geldik arkadaşlar. Amacım sizlere Güney Kore’yi, kültürünü, yemeklerini olabildiğince açık ve anlaşılır bir dille aktarabilmek. Umarım memnun kalmışsınızdır da bir nebze de olsa amacıma ulaşabilmişimdir. 🙂

 

 

 

 

 

 

 

Han Sarang’a sizlerin de ulaşabilmesi ve bu macerayı bizzat kendinizin deneyimleyebilmesi için restoran bilgilerini vereyim;

Adres: Cankurtaran Mh., Cankurtaran Meydanı Sk. No: 10, 34122 Fatih/İstanbul
Telefon: (0212) 516 11 28
Ayrıca bunlar da restoranla ilgili bilgilere, yorumlara, resimlere ulaşabileceğiniz birkaç site;

 

Sorularınız olursa sakın ola çekinmeyin! 🙂

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, sağlıcakla kalın! :))

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s